Faras Katedrali’ndeki duvar resimleri, Orta Çağ Nubia Krallığı döneminde kullanılan gösterişli giysi tasarımlarını günümüze taşıyor.

Orta Çağ’ın Nubia Krallığı’na ait göz alıcı kıyafetler, bin yılı aşkın bir sürenin ardından yeniden dikilerek podyuma taşındı. Modellerin sergilediği bu tarihi performans, izleyiciler üzerinde derin bir duygusal etki bıraktı.
Orta Çağ Nubia’sında kraliyet ailesi ve ruhban sınıfı tarafından giyilen bu gösterişli giysiler, bir katedralin duvarlarını süsleyen ve bu seçkin insanları tasvir eden 1.200 yıllık duvar resimlerinden yola çıkılarak aslına uygun şekilde yeniden üretildi.
(İlgili: 1.400 Yıl Önce Nubialılar Çocukların Yüzüne Dövme Yapıyordu)
Tasarımlar hazırlanırken yalnızca o dönemde Kuzeydoğu Afrika’da (bugünkü Mısır ve Sudan sınırları içerisinde kalan bölge) mevcut olan kumaşlar ve doğal boyalar kullanıldı. Tamamlanan kıyafetler modeller tarafından bir performans eşliğinde sunulduğunda, ortaya çıkan tablo izleyenleri adeta o döneme götürdü.

İki kral, iki ana kraliçe ve bir piskopostan oluşan bu seçkinlerin canlandırmaları, projenin ortak yazarlarından Varşova Üniversitesi arkeoloğu Karel Innemée’ye göre “oldukça güçlü bir iletişim aracı” niteliği taşıyor. Araştırmanın detayları Antiquity dergisinde bilim dünyasıyla paylaşıldı.
Innemée, Hollanda’nın Lahey kentindeki bir kilisede gerçekleştirilen fotoğraf çekimini; “Sudanlı modeller kostümleri giydikleri anda aristokratik bir tavra büründüler; onları o halde gördüğümüzde hepimiz derinden etkilendik. Paris, Berlin ve Londra’da düzenlenen gösterilerde halkın verdiği tepkiler de bu duygusal etkinin ne kadar güçlü olduğunu kanıtladı” diye anlatıyor.
Faras Katedrali’nin keşfi
Araştırmacıların bu Nubia duvar resimlerinden haberdar olması, aslında onlarca yıl önce yaşanan “mutlu bir tesadüf” sonucunda gerçekleşti. 1960 yılında Mısır’da Asvan Barajı’nın inşaatı başladığında UNESCO; Nâsır Gölü’nün suları altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya olan arkeolojik eserleri kurtarmak için uluslararası bir kampanya başlattı.
Bu kampanya sırasında Polonyalı arkeologlar, kuzey Nubia krallığı Nobadia’nın başkenti olan Faras bölgesinde incelemelerde bulundular. Başlangıçta bir antik tapınak bulmayı hedefliyorlardı; ancak Innemée’nin belirttiği gibi, “Bunun yerine, 8. ile 14. yüzyıllar arasını kapsayan, 150’den fazla duvar resmiyle bezeli ve oldukça iyi korunmuş bir Hıristiyan katedrali keşfettiler.” Bu resimlerin büyük bir kısmı daha sonra katedralden sökülerek Sudan ve Varşova’daki ulusal müzelere nakledildi.

Faras’ta bir katedralle karşılaşmak aslında tamamen beklenmedik bir durum değildi; zira Nubia, 6. yüzyılın ortalarında Hıristiyanlığı kabul etmişti. İnanç değişiminin detayları hala akademik tartışmalara konu olsa da araştırmacılar, Bizans imparatorluk sarayının Nubia hükümdarlarıyla bir ittifak kurduğunu belirtiyor. Bu stratejik ortaklık sayesinde Nubialı liderler Hıristiyanlığa geçerek dini önderlik rollerini üstlenirken, Bizans da güney sınırında güçlü bir müttefik kazanmış oldu.
Innemée, katedraldeki bu ikonografik duvar resimlerinin muhtemelen kilise ve devlet otoritesini pekiştirmek amacıyla yapıldığını ifade ediyor. O dönemde bu makamların ilahi bir kaynağa dayandığına, kral ve piskoposların bu görevleri Tanrı adına yürüttüğüne inanılıyordu. Ruhban sınıfı ve kraliyet ailesine ait portreler, bu kişilerin kutsal figürlerle olan yakınlığını sergiliyordu. Innemée, “Pek çok tasvirde İsa veya Meryem Ana, bu kişilerin yanında ya da arkasında, ellerini omuzlarına koymuş şekilde resmedilmişti; bu, bir takdim veya koruma jestini simgeliyordu” diye ekliyor.

Duvar resimleri ayrıca “ana kraliçe” figürünün toplumdaki kritik önemini de gün yüzüne çıkarıyor. Innemée’nin aktardığına göre Nubia’da veraset sistemi ana soylu bir yapıdaydı; yani kralın halefi kendi oğlu değil, kız kardeşinin oğluydu. Ancak Nubialılar, muhtemelen Bizans etkisinde kalarak dört yüzyıl boyunca baba soylu bir sistem benimsemiş, 12. yüzyılda ise tekrar geleneksel ana soylu yapılarına geri dönmüşlerdi.
Resimlerin, ana kraliçelerin itibarını pekiştirmek için kullanıldığı düşünülüyor. Innemée, “Bu portrelerde ana kraliçeler, göksel kralın annesi Meryem Ana’nın dünyadaki yansıması olarak tasvir ediliyordu” değerlendirmesinde bulunuyor.
Statik resimlerden giyilebilir kıyafetlere
Innemée, diğer Bizans kiliselerinin aksine Faras Katedrali’ndeki resimlerin tek bir seferde değil, yüzyıllar içinde katman katman eklendiğini belirtiyor. Bu kronolojik akış, dönemin modasındaki değişimleri de takip etmemize olanak tanıyor.
Innemée, “Başlangıçta kostümler neredeyse Bizans kıyafetlerinin doğrudan birer kopyasıydı” diye not düşüyor. “Zamanla, Bizans tasvirlerinden aşina olduğumuz piskoposluk kıyafetlerinde yerel ihtiyaçlara göre belirli değişiklikler oldu ve bu gelişim Nubia ikonografisine de anında yansıdı.”

MS 1000 yılları civarında, yay taşıyan figürler gibi yerel motifler, İslam dünyasından gelen kuşaklar ve pantolonlar gibi çağdaş ögelerle birlikte sanat eserlerinde görülmeye başladı. O tarihlerde Nubia Kilisesi hala İskenderiye Kıpti Patrikhanesi’ne bağlıydı. Innemée’ye göre bu durum, “büyüyen bir kültürel özgüveni ve rol model olarak Bizans’tan yavaş yavaş uzaklaşılmaya başlandığını” gösteriyor.
Duvar resimlerini “sözsüz bir iletişim biçimi” olarak tanımlayan Innemée, kostümlerin iki boyutlu düzlemden çıkarılmasına dair şunları ekliyor: “Giysilerin, onu taşıyanların hareketleri ve duruşları üzerindeki etkisini; ayrıca izleyicilerde yaratacağı görsel ve işitsel yankıyı bizzat görmek istedik.”
Ancak kostümleri yeniden üretmek oldukça zorlu bir süreçti. Orijinal kıyafetlerde kullanılan kumaş türleri tam olarak bilinmiyordu. Ekip, yalnızca o dönem ve bölgedeki tekstillerde kullanıldığı tarihi metinlerden veya arkeolojik buluntulardan teyit edilen bitki bazlı boyaları kullanmaya karar verdi.

Bu boyalarla pamuk, keten, ipek ve yün gibi çeşitli kumaşlar üzerinde sayısız deneme yapıldı. Ayrıca blok baskı, nakış ve aplikelerle yapılan süslemelere de büyük özen gösterildi. Varşova Ulusal Müzesi’ndeki resimlerle yapılan karşılaştırmalar sonucunda yüzlerce numune arasından en doğru olanlar seçildi.
Bu süreçte akademisyenlere eşlik eden profesyonel film ve tiyatro kostüm tasarımcısı Dorothée Roqueplo, tablolardaki giysilerin dokuları ve duruş biçimlerini analiz ederek en uygun kumaşların belirlenmesine yardımcı oldu.
Innemée, projenin sadece akademik bir çalışma olmadığını; aynı zamanda “Orta Çağ Nubia kostümleri üzerinden, farklı kültür ve dönemlere ait unsurların nasıl eşsiz bir biçimde harmanlandığını geniş kitlelere gösterdiğini” belirtiyor.
Live Science. 5 Mayıs 2026.
Makale: Innemée, K. C., Jacobson-Cielecka, A., Wozniak, M., & Zielińska, D. (2026). Costumes of prestige and authority in Christian Nubia: insights from archaeological reconstruction. Antiquity, 1–7.
You must be logged in to post a comment Login